Trinidad’ı keşfetmek

N. Göksun Özhan / 17.09.2021

Küba’nın vazgeçilmez turistik uğraklarından Trinidad, dünyadaki en iyi korunmuş sömürge yerleşimlerinden biri sayılıyor. Öyle ki, bu küçük şehir sıklıkla açık hava müzesine benzetiliyor. Trinidad’ın tarihi dokusunun bu kadar iyi korunmuş olmasının oldukça ilginç bir öyküsü var.

Şehir, korsan saldırılarından korunmak için Karayip sahilinden biraz içeride, sırtını dağlara verecek şekilde kurulmuş. Yaklaşık 200 yıl boyunca dünyanın en zengin yerlerinden biri olan bu şehir, 19. yüzyılda köleci sisteminin çöküşe geçmesiyle birlikte şaşaasını kaybetmiş. Ayaklanan köleler ve İspanya’dan bağımsızlık talep eden savaşçılar, hem tarlaları hem de evleri ateşe vererek sömürge yanlısı köle ve toprak sahiplerinin yüreğine korku salmış.

Bizim Ada ile

benzersiz Küba

Bir zamanlar şeker ticaretiyle ihya olan zenginler, dünyanın dört bir yanından getirtilmiş süslü eşyalarla donattıkları konaklarını terk edince Trinidad birkaç yıl içinde adeta bir hayalet şehre dönüşmüş. Esasen deniz ticaretine odaklanmış bir şehir olduğundan, Trinidad’ı yakınındaki şehirlere bağlayan bir karayolu bile yokmuş. Bu yüzden ülkenin ABD sermayesine açıldığı 1900’lerin ilk yarısı boyunca bu şehir unutulmuş, adeta zamanda donup kalmış.

Yüz yılı aşkın süre derin bir uykuya gömülen Trinidad, 1990’larda Küba devletinin turizm faaliyetlerine ağırlık vermesiyle ikinci altın çağını yaşamaya başlamış. Tarihi dokusu orijinal bir şekilde korunduğundan, şehir merkezinde birkaç butik otel dışında büyük konaklama tesisi yok. Trinidad’a gelen turistlerin ezici bir çoğunluğu, “casa particular” denilen, Kübalı aileler tarafından kendi yaşadıkları evin içindeki odalarda işletilen pansiyonlarda konaklıyor.

Escambray Dağları eteklerinde kurulu olan Trinidad, yıl boyu çok sıcak bir şehir. Bu şehrin gündüzlerini çekilir kılan, bölgedeki geleneksel mimarinin vazgeçilmez unsuru olan avlular. Tropik meyve ağaçları, rengarenk çiçekler ve Trinidad’a özgü seramiklerle bezenmiş bu yeşil, serin ve şirin avlular, en sade en gösterişsiz evin bile içinde mevcut. Akşam yemeği yahut kahvaltı için özene bezene süslenmiş bir sofraya oturduğunuzda, Trinidad’ın benzersiz konukseverliği sizi bu küçük şehre bir kez daha bağlıyor.

Enerjinizi toplayıp yeniden sokağa adım attığınızda, bu küçük şehri hemen kavrayacağınızı anlıyorsunuz. Yuvarlak taşlarla döşeli, rengarenk badanalı, günün her saati hareket ve müzikle çınlayan sokaklarını bir bir keşfetmek istiyorsunuz. Mola vermek istediğinizde, Trinidad’a özgü canchanchara kokteylini denemek için bunu bir fırsat olarak değerlendirebilirsiniz. Bu kokteyl, şeker kamışından elde edilen, fakat romdan daha acımtrak bir tada sahip olan aguardiente adlı içkiyle yapılıyor. İçinde misket limonu, bal ve saf su var. Bağımsızlık savaşları sırasında “mambi” denilen savaşçılar, bu içkiyi güç kazanmak için hazırlıyorlarmış. Canchanchara’yı tatmak için en yi yerlerden biri, kokteylle aynı adı taşıyan bar. Günün her saati canlı müzik dinlenebilen, 7/24 açık olan bu kamu işletmesi, Trinidad’ın halen ayakta olan en eski binalarından birinde hizmet veriyor.

Kolonyal mimarinin en güzel örnekleriyle çevrili Plaza Mayor (Ana Meydan), eskiden her biri zengin birer ailenin konağı olan ve şimdi arkeolojik, etnografik ve sanatsal koleksiyonlar barındıran küçük ama ilginç müzelerle çevrili. Gerçi, sokakta yürürken evlerin içine göz attığınızda bile öyle çok antika mobilya görüyorsunuz ki, şehrin tamamı bir açık hava müzesi gibi. Bu manzara hoşunuza gittyise, yemek takımlarının tamamen antika eşyalardan oluştuğu Museo 1514 restoranında bir öğle ya da akşam yemeği yemeden Trinidad’dan ayrılmamalısınız.

Güneşin batmasıyla birlikte Trinidad bir de gece elbisesine bürünüp büyülüyor sizi. Üstelik gündüzki o kavurucu sıcağın yerini de hafif bir esinti alıyor. Hemen hepsi açık havada bulunan eğlence yerleri, birbirinden cazip melodileri sokağa taşırıyor. Bu mekanların şüphesiz en ünlüsü, katedralin kıyısındaki merdivenlerde kurulu olan Casa de la Música (Müzik Evi). Küba’nın diğer şehirlerinden farklı olarak Trinidad’daki bütün eğlence yerleri, geceleri son, trova, rumba gibi klasik Küba müzikleri tanıtan programlar düzenliyor.  Çünkü dünyanın her yerinden binlerce turist Küba müziklerini tanımak ve danslarını öğrenmek için buraya gelip uzunca süre burada konaklamayı tercih ediyor. Bu yüzden Trinidad gecelerinde Kübalılardan bile ustaca dans eden yabancı turistler görmek işten değil! Açık havadaki müzikli etkinlikler bitince, dans eden kalabalık kendini diskolara atıyor. Şehrin kıyısında kurulduğu dağın eteklerinden hafifçe tırmanarak, doğal bir mağarada kurulu olan Disco Ayala’yı doldurmaya başlıyorlar.

Bizim Ada Turizm, Küba turist vizesi düzenleme konusunda Küba Cumhuriyeti Büyükelçiliği tarafından yetkilendirilmiştir.

Bizim Ada Turizm, Küba turist vizesi düzenleme konusunda Küba Cumhuriyeti Büyükelçiliği tarafından yetkilendirilmiştir.

✓ 290 TL (hizmet bedeli ve KDV dahil)

✓ Sadece pasaport fotokopisi/görüntüsü

✓ Kişisel başvuruya gerek kalmadan

✓ Aynı gün hazır

Şehrin kendisi ne kadar cezbedici olsa da, Trinidad’da yapılabilecekler bu bölgeyle sınırlı değil. Örneğin tarihi merkezden yaklaşık 20 dakikalık bir taksi yolculuğuyla kendinizi plaja atabiliyorsunuz. Karayip Denizi kıyısındaki Ancón Plajı, yüzmek için biraz fazla sığ. Ama beyaz kumları ve hindistan cevizi ağaçlarıyla tam bir plaj keyfi vadediyor. Dahası, buradan günün belli saatlerinde düzenlenen katamaran seferleri ile açılarak yakındaki minik mercan adalarını keşfedebilir, şnorkel ya da dalış faaliyetleri ile gününüzü renklendirebilirsiniz.

Bir diğer seçenek, sabah 9’da kalkan nostaljik tren ile, UNESCO Dünya mirası listesindeki Şeker Vadisi’ni (Valle de los Ingenios) keşfetmek. Bir zamanlar şeker kamışı plantasyonlarıyla kaplı olan vadide, o tarihin izlerini taşıyan tek tük birkaç yapı kalmış. Eski çiftlik evinin kulesine çıkıp bu engin vadiyi seyrederken, şeker tadının köleliğin acı tarihini bastıramadığını hissediyorsunuz.

Trinidad’ın çevresinde yapılabilecek en güzel etkinliklerden biri de, Escambray Dağları’nın eteklerinde at binmek. Bizce mayonuzu da alın çünkü en popüler at binme rotalarından biri, muz ağaçlarıyla, kaktüslerle süslü mütevazı köy evlerinin arasında ilerleyerek, minik ve berrak bir şelalelede son buluyor. Daha uzak bir rota ise, muhteşem manzaralı bir dağ yolunun sonunda ulaşılan Topes de Collantes Milli Parkı.